Bitmeyen Rekabet; Dünya Derbileri

Futbol, milyonları peşinden sürükleyen bir spor. Tabii futbolun gelişmesi ve bu kadar sevilmesinde tarih ve kültür etkileşiminin büyük katkısı olmuştur. Zira insanlar sahip oldukları ideolojileri mensubu oldukları futbol kulüpleri ile temsil etmişler ve karşı ideolojilerle yarıştırmışlar, mücadele etmişlerdir. Böylelikle hem tarihten hem kültürden beslenen yıllardır süregelen dünya derbileri doğmuştur.

Derbi kelimesi aslında aynı şehrin iki farklı takımı arasındaki müsabakalar için kullanılır. Burada ise daha bölgesel, genelde ülke bazında derbilerden bahsedeceğiz. Göreceksiniz ki derbiler sadece birer spor müsabakası değil, onlar kültür etkileşimi ve birer semboldür. Kimi zaman bir direniş, kimi zaman bir gösteriş vesilesidir. Şimdi gelelim birkaç dünya derbisine;

En önemli dünya derbilerinden biri Real Madrid-Barcelona derbisidir. Nam-ı değer El Classico. Real Madrid İspanyol, Barcelona ise Katalan miliyetçiliğinin temsilcisi olmuşlardır. Madrid şehri krallığın etkisi altında kalmışken, Barcelona şehri tüm fikri değişiklikler ve akımların merkezi olmuştur. Bu derbide İspanya iç savaşından bu yana süregelen miliyetçiliğin, kimilerine göre de baskı ile özgürlüğün çarpışması olmuştıur.

Real Madrid dediğimiz kralın takımı, sarayın takımıydı ve tek ideolojik çarpışması Barcelona ile değildi. Özellikle de faşist Franco döneminde (1939-1954) döneminde alevlenen bir derbi daha vardı. Aynı kentin bir başka temsilcisi Atletico Madrid, Real Madrid’in tam aksine Madrid şehrinde oluşmuş halkçı bir ruhun temsilcisiydi ve saraya karşı duruşun bir başka sembolüydü. Hala aynı ruhla taraftarlar statları doldurmakta.

Faşizme karşı direnişin sembol derbilerinden biri de İtalya’da AS Roma – SS Lazio derbisi olmuştur. Mussolini dönemine dayanan derbimiz başkent derbisi olarak bilinir ve faşist Mussolini’nin maçlarını kaçırmadığı SS Lazio ile başkent halkının ve İtalya’nın özgür temsilcisi AS Roma arasındaki müsabakalardır. Günümüzde bir tarihten gelen ateş, taraftarlar ve takımlar arasında büyük mücadelelere sebep olmaktadır.

İtalya’nın bir diğer büyük derbisi ise Internazionale (Inter Milan) – AC Milan derbisidir. Kulüp içinde doğan bir başka kulübün meydana getirdiği derbi de diyebiliriz. AC Milan’dan kopan Internazionale’in amacı daha uluslararası futbolculardan oluşan bir takım kurmaktı. AC Milan ise daha milliyetçi bir duruş sergiliyor ve yabancı futbolculara takımda geçit vermiyordu.

Bütün savaşların anası olarak kabul edilen o derbiye geçelim, Attika Derbisi’ne, Panathinaikos (Atina) – Olympiakos (Pire) derbisine. Bu derbi Yunanistan içerisinde her türlü oluşumu, kültürü, fikri, coğrafi yapıyı, ekonomiyi temsil eden bir derbidir. Böylelikle “All in One” özelliği sayesinde kapsayıcı bir niteliğe de sahiptir. Panathinaikos, Atina burjuvazisinin takımı iken; Olympiakos, Atina’ya liman olarak görev yapan ve işçi sınıfının yaşadığı Pire halkının takımıdır ve her maçta sadece iki spor kulübü değil aynı zamanda Yunanistan işçi sınıfı ile burjuva sınıfı çarpışır.

2. Dünya Savaşı’nın hemen ardında Yugoslavya dönemine dayanan bir derbide sıra Kızılyıldız – Partizan derbisinde. Kızılyıldız Mart 1945’te “Anti-Faşist Birleşik Gençlik İttifakı” isimli siyasi oluşum tarafından, Partizan’da hemen akabinde yine 1945’te “Yugoslav Halk Ordusu” tarafından kurulmuştur. Her derbide birçok şiddet olayına sahne olan bu dünya derbisi anti-faşist güçlerle Yugoslav milliyetçileri arasındaki bir çarpışmadır. Kızılyıldız komünist duruşuyla da milliyetçiliğe karşı bir yapı olmuştur. Kızıl Yıldız taraftarlarına da Osmanlıca’dan Sırpça’ya girmiş “delije” yani “deliler” denilmektedir.

Old Firm Derby, yani Eski Sert Derbi olarak adlandırılan İskoçya’nın iki ezeli kulübü Glasgow Rangers ve Celtic arasındaki derbi ise ırk ve mezhep çatışmasına dayanmaktadır. Rangers protestan İskoçların kulübü olmuşken, Celtic İrlanda kökenlerine bağlı katoliklerin temsilcisidir.


Güney Amerika’ya uzandığımızda ise karşımıza Arjantin’in iki güzide kulübünün “Superclasico” olarak adlandırılan Boca Juniors – River Plate derbisi çıkar. Ekonomik ve sosyal ayrımın gün yüzüne çıktığı derbi, 1905’te Boca’nın kurulmasıyla beraber yaşanmaya başlamıştır. River Plate 1901 yılında kurulmuş ve daima Los Millonarios yani Milyonerler denilen kesimin temsilcisi olmuştur. Boca ise Cenevizliler olarak bilinen işçi İtalyan göçmenlerin oluşturduğu bir taraftar kitlesine sahipti. River taraftarları işçi sınıfını temsil ettikleri için Boca taraftarlarına Los Chanchitos yani küçük domuz demektedirler.

Futbolun beşiği adaya gittiğimizde ise her rekabet ayrı bir derbi ayrı bir hikaye olmuştur. Biz size Merseyside Derbisi olarak bilinen 1892 yılından bu yana süre gelen kırmızılarla mavilerin derbisinden bahsedeceğiz; Liverpool – Everton derbisi. Bugün Liverpool’un maçlarını oynadığı Anfield Road’u satın alan bir bira fabrikatörü Everton’ı kurar. Tek adam olmaya başlayınca yönetiden veto gelir, ancak para kendisindedir. Everton’ı, kendi kurduğu takımı buradan kovar ve Liverpool’u kurar. Everton’da bugünkü Goodison Park’ta maçlarını oynamaya devam eder.

Daha birçok dünya derbisi var. Hikayeleriyle, temsil ettikleri fikirlerle Ajax-Feyenoord, Benfica-Sporting Lizbon, Borussia Dortmund-Schalke 04, Fluminense-Flamingo ve daha niceleri. Hepsi de ekonomi, din, milliyetçilik ya da kişisel egoların ürünü olarak doğmuş ve milyonları peşlerinden sürükleyen derbiler olmuşlardır.

Sadece iki kulüp arasındaki mücadele değil, derbiler toplumun aynası ve tarihi temsilcileridirler. Derbilerin taşıdığı bu ganimete sahip çıkmalı ancak işi hiçbir zaman şiddete bağlamamalıyız. Daha nice güzel Dünya Derbisi izlemek ümidiyle.

  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram

Online Kültürel Dergi formu ile hayatın içindeki O ŞEY!